Giriş : Kayıt Ol 

Ocak Başkanımız / Yönetim /  Ocağımızın Resimleri /  Basında Bizim Ocak  / Ocağımıza Ulaşım-Impressum


 Faliyet Resimlerimiz
· Monitor
 Atatürk
 Başbuğ Türkeş
 Lider
 Ülkücülük
 Kızıl Elma
 Dokuz Işık
 Bozkurt
 Abide Şahsiyetler
 Türk Tarihi
 Kan Uykusu
 youtubedeki videolarımız
 Osmanlı Padişahları
 Türk Tarihi
 Ülkücüye Mektuplar

 Islamiyet
 Kuran-ı Kerim
 Sevgili Peygamberim
 Peygamberler
 Kuran öğreniyorum
 Namaz vakitleri
 Namaz Dua ve Sureleri
 Genel Konular
 Fikir Meydanı
 Canlı Yayın
 İl İl Türkiye
 e-Devlet bağlantıları
 Müzik
 Video ve Sunumlar
 Basında Biz
 Ziyaretçi Defteri
 Haber
 Özel Mesajlarınız
 Üye Listesi
 İletişim Formu
 Bizi Tavsiye Edin
 Üyelik Bilgileriniz
 Site Bağlantıları


Bağlantılar
· M.H.P
· Ülkü Ocakları
· Türk Federasyon
· Ülkücü Dünya
· Mekanım sitesi
· Ülkem ilkem Ülküm
· Araz dergisi
· Doğu Türkistan
· Bizim Ocak.net
· Istanbul Ülkü Ocakları
· Yusufiyeliler
· KIBRIS 1974
· Ülkü Birliği
· Hollanda Ülkü Ocagi
· Bozkurtmhp.com
· Cihan Hakimiyeti
· Hilal Haber
· Yalniz Kurt
· Ülküdaşım
· Ülkücü Haber
· Haber Erk
· Radyo Turan
· Alperen Bozkurt
· Bozkurt Sesi
· 2023Istanbul
· Ortadogu Gazetesi
· Yeni Cag gazetesi
· Gök bayrak dergisi
· Gazeteler
· Erdemli Haber
Veda Hutbesi

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

 

11111111
  Başsağlığı
  Duyurular
  Haberler
  Kutlamalar
  Teşkilat
  Basından Seçmeler
Site Mesajcısı
Toplam Üye: 647
Bu günkü üyeler: 0
Aktif Üye: 0
Aktif Ziyaretçi: 59
Nickname
Şifre
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Müşrik




Müşrik, Hazreti Ali'ye doğru gelirken Ali radıyallahü
anh da kendine şöyle sağlamca dövüşebileceği bir zemine bakındı, O'nun böyle
çevresine bakındığını, sağa-sola bir kaç adım attığını gören düşman askeri
sordu:


-Ne o kaçıyor musun yoksa?


-Biz kaçmak ne demektir bilmeyiz. Hamle et ya kâfir!


-Al öyleyse!


Hazreti Ali, kalkanını siperleyerek sindi. Bir yılan
dili kadar keskin kılıç, Ali radıyallahü anh'ın kalkanına çakılıp kaldı.


Şimdi sıra büyük mücahiddeydi. "Ya Allah!" diyerek var
gücüyle kılıcını savurdu. Müşrik'in zırhı omuzundan göğsüne doğru bir bez gibi
yırtıldı... O demin böbürlenen Allah düşmanı, sapsarı kesilip titredi. Hazreti
Ali, kâfiri öldürdüğünü sandığı dakikada baş ucunda şimşek hızıyla savrulan bir
kılıcın havayı yırttığını gördü ve aynı ânda "al bu hamle de benden!" Sesini
işitti ve sür'atle yere eğildi; çarpıştığı kâfirin kellesi miğferi ile beraber
önüne yuvarlanmıştı. Dinsizin murdar cesedini yere seren Hazreti Hamza
radıyallahü anhdı.


......


......


Kureyş ordusu bir taraftan müslümanlara hücum ederken
bir taraftan da bir endişeyi yaşıyorlardı. Ya eski düşmanları Kinane Kabilesi,
arkadan saldırır da Kureyş, iki ateş arasında kalırsa!.. Ancak onlar, bu tasada
iken Kinane Kabilesinin, başlarında reisleri Müdliczade Süraka ibni Malik ile
kendilerine yardıma geldiklerini sevinçle gördüler. Şimdi cesaret ve kibirleri
bir kat daha artmıştı. Hem arkadan vurulma endişeleri bertaraf olmuş; hem de
sayıları çoğalmıştı.


Süraka, daha yaklaşırken ilerden lafa başladı:


- Ey Kureyş! Sizin düşmanınız, Kinane'nin de düşmanı.
Düşmanımız aynı. Biz, hasım değil dostuz artık. Zaten paylaşamadığımız ne?..


Ebu Cehil, cevap verdi:


- Ben, hep arkandan demişimdir. Süraka akıllı insandır
aslında ama, bir kere öfke basmış yüreğini. O'nun için yüz vermez bize. Bugün;
şimdi düşmanlıklar bitti. Şimdi Mekke'nin üstüne dostluk güneşi doğuyor. Hele şu
yoldan çıkmış ıslah olmazları tepeleyelim yeni günler açılacak önümüzde Süraka...


- Yâ Eba Cehil! Ey zeki ve kurnaz insan! Ey yaşlı fakat
dinç çınar! Bir bak şu manzaraya: Nerde şu bir avuç silahsız, teçhizatsız
müslümanlar, nerde bizim azametli ordumuz... Coşan sel önünde tutunamayan
ağaçlar gibi yıkılacaklar karşımızda, dize gelecekler.


-Ey söz ustası büyük hatip!.. Mekke 'nin soyluları
burada bugün. Kinane'nin asilleri de!.. Muhammedilerin sonu geldi...kırılıp
gidecekler önümüzde. Gücümüze güç kattınız. Hoş geldiniz aramıza.


......


......


......


Kahraman mü'minlerden her biri, en az üç kişi ile
amansız bir mücadele veriyordu.. Silah ve insan sayısındaki büyük fark, bir ara
mü'minlere sıkıntı ve tehlikelerle dolu dakikalar yaşattı. Büyük çilelerin
varılmaz sabır kahramanı Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem,
dostlar dostu aziz arkadaşı Ebu Bekr radıyallahü anh'la birlikte çadıra
geçtiler... Efendimiz dua ediyorlar; yalvarıyorlar, yalvarıyorlar,
yalvarıyorlar...ya; kolları hafif yukarı ve dirsekler bükülmeden tâ ilerilere
doğru uzanarak avuçlar semaya açılıyor; veya o nurlu alın toprağa değiyor...
Savaş bütün harareti ile sürerken Hazreti Ali, bir imkânını bularak üç ayrı kere
Resulullah'ı yoklamak için çadıra geldi ve her seferinde de O'nu alnı secdede
Rabbine yalvarırken buldu...


-Ya hayyü, ya kayyüm!


Süraka ve avanesinin müşriklere yardıma gelmiş olması
yetmezmiş gibi Mekke ordusunun müslümanlarla çarpışmakta olduğunu işiten Kürz
ibni Cabir de kabilesi ile düşmana yardım hazırlığına başladı. Bu kuvvet de
müşrik cephesinde yer alacaktı. Eğer, Kureyş kâfirleri, böyle bir yardım da
alırsa müslümanların işi çok zorlaşacaktı.


......


......


Efendimiz, zaman zaman savaş meydanında zaman zaman
çadırdalar. İşte şimdi yine meydanda tarihin en üyük dâvâsını; islâm dâvâsını
omuzlamış kahramanlar kahramanı arkadaşlarının arasındalar. Varlıkları ve
teveccühleri ile onlara kuvvet ve destek oluyorlar.


Dudaklarında hep aynı dua:


- Ya Rab! Eğer iman ehlinden şu cemaat helâk olursa
yeryüzünde sana ibadet edecek kul kalmayacaktır.


......


......


......


Hücum eden mücahidlerin Allah Allah sadaları, vurulan
veya öldürülen kâfirlerin bağırtıları, isabet alan atların acı acı kişnemeleri,
öldürücü bir darbe yiyen mü'minlerin kelimei şahadet getirmesi, vınlayan oklar,
çarpışan kılıçlar, kalkana çarpan kılıçların çıkardığı sesler, kırılan kemik
sesleri, devrilen at veya develer, bağrışmalar, teke tek çarpışanlar; meydan
okuyanlar, atların tepelediği insanlar...bir meydan muharebesi ki kıran kırana.


Hazreti Ali, Hazreti Ömer, Hazreti Hamza, Hazreti
Zübeyr bin Avvam, Hazreti Sa'd bin Ebi Vakkas, Hazreti Abdullah bin Cahş,
Hazreti Ukaşe bin Muhsin, Hazreti Ammar bin Yasir, Hazreti Ebu Ubeyde bin
Cerrah, Hazreti Sa'd bin Muaz ...kısacası bütün muhacirin ve bütün ensar
arslanlar gibi dövüşüyorlar...


......


Sevgili Peygamberimiz, yine çadıra; yani karargâh
merkezine girdiler. Yanlarında yine aziz ve sadık arkadaşları Ebu Bekr
radıyallahü anh. Yine iki rekatlık bir namazdan sonra diz üstüler; yine kolları
tâ ilerilere uzanmış, avuçları gökyüzüne bakıyor:


- Ya Rabbi bana vaadettiğin zaferi lutfeyle..


Allahü teâlâ'dan yardım ve zafer istiyorlar...tekrar,
tekrar, tekrar yorulmadan istiyorlar...kollarını öylesine öne ve yukarı
uzatmışlar ki mübarek koltukları görünüyor ve omuzlarındaki örtü usulca
sıyrılarak yere yığılıyor... Hazreti Ebu Bekr, örtüyü Efendimizin omuzlarına
koyduktan sonra istirham ediyorlar:


- Ey Allah'ın Resulü! Kendini bu kadar yorup yıpratma.
Sana elbette imdadı ilahi gelir.. Lütfen üzülme. Senin üzülmen, hepimizi üzer.


Resulullah, o gün ümmeti için havf/korku makamında;
Hazreti Ebu Bekr ise reca/ümid makamında idiler... Efendimizin kendini yoracak
kadar duayla meşgul olmasının sebebi eshabı kiramda kalb kuvveti hasıl olması
içindi. Zira eshabı kiram, aleyhimürrıdvan, efendilerimiz Resulullahın, indi
ilahide duasının red olmayacağına iman ettiklerinden O'nu duada görmeleri ilahi
yardımın geleceğine ve zaferin müslümanlarda olacağına dair ümid ve kanaatlerini
takviye ediyordu.


Peygamber Efendimiz, Ebu Bekr'in bu talebini duanın
kabulüne işaret saydılar ve devam etmediler. Çünkü Hazreti Ebu Bekr radıyallahü
anh, sözünü tam bir ihlasla söylemişti. Allah'ın Resulü duanın kabul olduğunu
buradan anladılar...kendilerini hafif bir uyku bastırdı...az zaman sonra Sevgili
Peygamberimiz; göz nurumuz ve kalb dermanımız; iman teminatımız, sallallahü
aleyhi ve sellem, neş'e ve tebessümle gözlerini açtılar ve bir haberi
müjdelediler.


-Müjde ya Eba Bekr! Rabbim, meleklerini yardıma
gönderdi, haberini verdiler.


......


......


......


Ebu Cehil ve diğer Kureyş reislerinin Süraka ibni Malik
ve Kinane Kabilesi zannettikleri İblis ve şeytanlardan başkası değildi...bunlar
küfür ordusuna yardıma gelmişlerdi. İblis ve şeytanların yardıma gelmeleri
yetmezmiş gibi şimdi Kürz ibni Cabir de bir alay insanla Kureyş'e yardım
hazırlığına başlamıştı...bunlar olurken diğer tarafta Habibullah, Hak teâlâ'dan
vaad ettiği nusreti ihsan etmesi için yana yakıla yalvarıyor ve "Ya Rab! Eğer
iman ehlinden şu cemaat helak olursa yeryüzünde sana ibadet edecek kul
kalmayacaktır" diye inliyordu.


Allahü teâlâ'nın, kâinâtı yüzüsuyu hürmetine yarattığı
son ve en büyük peygamberin duasını kabul etmemesi mümkün mü? Nitekim yüce
Allah, meleklere mü'minlerin yardımına koşmalarını, kendileri ile beraber
olduğunu emir buyurdu. Hasımla nasıl savaşılacağını; öldürücü kılıç darbelerinin
boyun ve mafsallara vurulacağını da yüce Allah öğretmişti. Zira meleklerin bu
konuda tecrübeleri yoktu.


Cebrail, Mikail ve İsrafil aleyhisselamlar, alaca
atlara binmiş diğer meleklerle beraber ayrı ayrı ânlarda yeryüzüne süzülmeye
başladılar. Her büyük melek ve yanındakiler aniden kopan bir rüzgâr ve görünmez
kılıç şakırtıları ile iniyorlardı...


Bu sırada Bedir vadisine bakan bir tepeden savaşı
seyreden ve yenilen tarafın mallarından bir şeyler almak için bekleyen
Gıfaroğullarından iki amca çocuğu, yanlarından ard arda üç kere şiddetli
rüzgarın esmesi ve toz duman arasından sesler, kılıç şakırtıları gelmesi ve
ilkinde "ileri ya Hayzum haydi!" Diye bir de haykırış duymaları üzerine birinin
korkudan ödü patladı; öbürü feci şekilde korktu.


"Hayzum", Cebrail aleyhisselamın atının ismiydi ve ona
komut veren de Cebrail idi...


Gökten yere doğru adeta nurdan bir yol üzerinde
meleklerin atları ile akması Hakim bin Hizam'ın gözüne göründü. Görünmesi ile
müşrik saflarının arka sıralarında bulunan Hakim'in çarpılmışa dönmesi bir oldu.
Aklı Kureyş'le müslümanlar arasında bir çıkmaza girmişti. Çareyi kaçmakta buldu.
Gizlene saklana kendini Mekke'ye attı.


Cebrail aleyhisselam mü'min saflarının önünde, İsrafil
aleyhisselam ve maiyetindeki melekler, Meymene'de ve Mikail aleyhisselam ve
yanındaki melekler de Meysere'de yer aldılar. Melekler, insan şeklindeydi;
mü'minlere görünüyorlardı. Bir bölükteki meleklerin başlarında kızıl nur, bir
bölükteki meleklerin başında yeşil nur, bir bölükteki meleklerin başında sarı
nur vardı... atlarının alınlarına perçem sarkıyordu. Meleklerin bazıları savaşan
mücahidlere yardım ediyor; bazıları da orada hazır bulunmaları ile müminlere
mânen destek oluyorlardı.


İblis, Haris bin Hişamla el ele tutuşmuş vaziyette
müşrik saflarını dolaşarak Kureyş askerlerini müslümanlara karşı galeyana
getirirken Cebrail aleyhisselamın geldiğini görür görmez sür'atle Haris'in elini
bırakarak şeytanlarla birlikte kaçar adımlarla uzaklaşıp kayboldu. Cebrail
aleyhisselama yakalanıp rezil olmaktan korktuğu için sırra kadem basıyordu.


...ama müşrikler, hakikkaten gafil oldukları için
köpürdüler:


- Ya Eba Cehil gördün mü Süraka'yı? Nasıl kaçıp gitti.
Hiç Süraka bin Malik bize yardım eder mi?


- Sen de ne diller döktün O'na ya Eba Cehil! Bayağı da
inanmıştık artık dost olacağına hani..


- Ahmaklık etmeyin! Sürakayı; Kinane Kabilesini yeni mi
tanıyorsunuz. Maksadım okşayıcı laflarla oyalayıp meşgul etmekti. Yoksa biz
O'nun ne desteğine ne dostluğuna muhtacız. Arkadan kalleşçe saldırmasına mani
olmak istemiştim...bunu anlayamadınız mı yoksa?


- Şimdi n'olacak peki?


- Düşmanın müttefiki olduğu anlaşılıyor. Müslümanların
işini bitirdikten sonra onları Kudeyd'de yakalarız zannediyorum. O zaman
Sürakayı da emrindekileri de elimizden kim kurtaracak bakalım!...


- Belki de Muhammediler kurtarır.


- Hadi hadi, eğlenecek zaman değil. Bir tek müslüman
sağ kalmayacak! Hepsini imha edeceğiz ki atalar yolundan çıkmaya bir daha kimse
teşebbüs etmesin!... Vurun haydi; saldırın, vurun!!! Merhamet etmeyin vurun!!!


......


......


Peygamberimizle Hazreti Ebu Bekr, çadırın dışına
çıktılar. Efendimiz, müminlerin de baş ve göğüslerine tuğ ve nişan takmalarını
emrettiler. Bunun üzerine Hazreti Hamza göğsüne deve kuşu kanadı, Hazreti Ali,
atların alınlarından sarkan perçemlerden bir beyaz tuğ yaptılar... Zübeyr bin
Avvam başına sarı, Ebu Dücane kırmızı, Ukbe bin Amr ise yeşil bir bez
bağladılar.


Müminler, meleklerin yardıma geldiğini görünce
coştular. Üzerlerine gelen düşman selini yarmaya çalışıyorlardı. Melekler
"dayanın; korkmayın düşman zayıf; Allah sizinle!" Diye mücahidlerin kalbine
kuvvet veriyorlardı. Daha kılıçlarını savururken kâfirleri vurmaya başladılar.
Buna mücahidlerin kendileri bile şaşırıyorlardı. Meselâ Ebu Davud Mazini
radıyallahü anh, kaçan bir müşrikin peşine düştü ve kâfire doğru yaradana
sığınarak müthiş bir kılıç savurdu...kılıcın kâfire ulaşıp ulaşmadığı belli
olmadan adamın kellesi uçtu. Mübarek sahabi bir ân için onu bir başkasının
öldürdüğünü sanmıştı. Halbuki melekler yardım ediyordu. Sehl bin Huneyf
radıyallahü anh, da benzeri bir çok hadisenin şahidi oldu.


Müminler, Peygamber Efendimizin duası, Allahü teâlanın
himmeti ve meleklerin desteği ile bir ara müşrikler karşısında içine düştükleri
sıkıntılı vaziyeti atlatmayı başardılar...


Artık kâfirler kırıp geçiriliyor, esirler alınıyor,
mallara ganimet olarak el konuyordu. Müminlerin bir kısmı savaşıyor, bir kısmı
ganimet malları bekliyor, bazıları da Resulullahın çadırı etrafında muhafızlık
yapıyordu...


Ve bir mucize daha:


Sevgili Peygamberimiz, henüz iki ordu karşılaşmadan
Bedir meydanını gezerken hangi kâfirin nerede vurulup düşeceğini haber vermişse;
o bahtsız, gerçekten bir mücahid kılıcı ile Efendimizin elini toprağa koyarak
işaret ettikleri yere vurulup yıkılıyordu.


Müminler, ancak iman uğruna katlanılacak büyük
fedakârlıklar içindeydiler. Ebu Seleme radıyallahü anh, kendi kabilesi olan
mahzum oğullarına karşı; Ebu Huzeyfe radıyallahü anh, babası Utbe ve kardeşi
Velid'e karşı savaşıyordu. Ama en ağır fedakârlığı Ebu Ubeyde bin Cerrah
radıyallahü anh, gösterdi...küfür cephesinde yer alarak müslümanlara karşı
vuruşan babası karşısına çıkınca gözünü bile kırpmadan işini bitirdi.


Bazı kahraman müminler de iki ellerinde iki kılıçla
dövüşmek gibi görülmemiş ve gayet zor bir işi başarıyorlardı. Meselâ Hazreti
Hamza; meselâ Mâbed bin Vehb radıyallahü anhüma. Bazı yiğitler de yaya iken bir
atlı kadar canlı, çevik ve ataktı...iki elde kılıç veya bir binekten mahrum
olduğu halde binekliymiş gibi çarpışmak şüphesiz ki ancak Bedr kahramanlarına
layık bir üstün meziyet. Hem kırılmakla tükenmeyen; azan saldırılar, hem sıcak
iklim şartları ve bu şartlarda böyle bir üstün savaş çizgisi...bu imkânsızlık
ancak O'nun sallallahü aleyhi ve sellem mucizesi ile izah edilebilir.


...ve bir başka mucize daha; yerden, derinlerden gelen
davul sesleri düşmana hücum nevbeti vuruyor ki bu sesler, muharebe boyunca,
sonrasında ve yıllarca Bedr'de işitilecektir.


......


Çarpışma ilk başladığı sırada küfür ordusunun
şımarıklarından Nevfel bin Huveylid, müşrikleri türlü cerbezeli sözlerle
müslümanlar üzerine sevkediyordu. Zalimin bu gaddarlığı Efendimizin ağırına
gitti:


- Allahım Nevfel bin Huveylid'i sana havale ediyorum.
O'nun layıkını sen ver!..


......


Ve layıkını buldu:


...işte bir mümin; Cebbar bir Sahr, Nevfel bin
Huveylid'i esir almış süre süre götürüyor. Hazreti Ali, onları gördü. Aynı ânda
da esir, Ali kerremallahü vecheh'i gördü...gördü ve iliklerine kadar titredi.
Çünkü bu islâm kahramanının kendilerine doğru gelişi hiç de hoşuna gitmemişti:


- Ya Cebbar kim bu gelen?


- Ali bin Ebi Talib.


- Bu adam, beni öldürmeye geliyor!






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--


Copyright © 2002 - 2008
yildiraysari.com
- Sitede verilmiş bağlantıların içeriklerinden sadece site sahipleri, Yazılan yazılardan ise sadece yazarları sorumludur. Kesinlikle hiç bir şekilde sorumluluk bize ait değildir.