Giriş : Kayıt Ol 

Ocak Başkanımız / Yönetim /  Ocağımızın Resimleri /  Basında Bizim Ocak  / Ocağımıza Ulaşım-Impressum


 Faliyet Resimlerimiz
· Monitor
 Atatürk
 Başbuğ Türkeş
 Lider
 Ülkücülük
 Kızıl Elma
 Dokuz Işık
 Bozkurt
 Abide Şahsiyetler
 Türk Tarihi
 Kan Uykusu
 youtubedeki videolarımız
 Osmanlı Padişahları
 Türk Tarihi
 Ülkücüye Mektuplar

 Islamiyet
 Kuran-ı Kerim
 Sevgili Peygamberim
 Peygamberler
 Kuran öğreniyorum
 Namaz vakitleri
 Namaz Dua ve Sureleri
 Genel Konular
 Fikir Meydanı
 Canlı Yayın
 İl İl Türkiye
 e-Devlet bağlantıları
 Müzik
 Video ve Sunumlar
 Basında Biz
 Ziyaretçi Defteri
 Haber
 Özel Mesajlarınız
 Üye Listesi
 İletişim Formu
 Bizi Tavsiye Edin
 Üyelik Bilgileriniz
 Site Bağlantıları


Bağlantılar
· M.H.P
· Ülkü Ocakları
· Türk Federasyon
· Ülkücü Dünya
· Mekanım sitesi
· Ülkem ilkem Ülküm
· Araz dergisi
· Doğu Türkistan
· Bizim Ocak.net
· Istanbul Ülkü Ocakları
· Yusufiyeliler
· KIBRIS 1974
· Ülkü Birliği
· Hollanda Ülkü Ocagi
· Bozkurtmhp.com
· Cihan Hakimiyeti
· Hilal Haber
· Yalniz Kurt
· Ülküdaşım
· Ülkücü Haber
· Haber Erk
· Radyo Turan
· Alperen Bozkurt
· Bozkurt Sesi
· 2023Istanbul
· Ortadogu Gazetesi
· Yeni Cag gazetesi
· Gök bayrak dergisi
· Gazeteler
· Erdemli Haber
Veda Hutbesi

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

 

11111111
  Başsağlığı
  Duyurular
  Haberler
  Kutlamalar
  Teşkilat
  Basından Seçmeler
Site Mesajcısı
Toplam Üye: 647
Bu günkü üyeler: 0
Aktif Üye: 0
Aktif Ziyaretçi: 57
Nickname
Şifre
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Kimse bir şey diyemiyordu




Kimse bir şey diyemiyordu. Çünkü O'ndan ciddi şekilde
korkarlardı... Ebu Cehil'in kafası birkaç yerden yarılmış kanıyordu.


Ses-soluk çıkmayınca Hamza, tekrar atını mahzumladı.
Cins arap atı, az sonra görünmez oldu. Hamza, geldiğinde Alemlerin efendisi bir
kenarda yüzünü Kabe'ye dönmüş olarak düşünceli bir halde oturuyordu.


-Esselamü aleyke sevgili yeğenim!


Peygamberimiz, selamı aldıktan sonra hüzünle
konuştular:


-Bu şahıs terket ki kimsesizdir. Ne pederi, ne amcası,
ne kardeşi, ne arkadaşı, ne de bir destekçisi var.


Mukaddes insan, böylece amcasına sitem ediyordu. Önce
yakın akrabasın'n müslüman olması lazım gelmez miydi?


Hamza teselli etmek için:


-Üzülme! Sana zulmeden Ebu Cehil'in başını bir kaç
yerinden yardım, düşmanlarını sindirdim. intikamın alınmıştır.


-Beni Hak Peygamber olarak gönderen Allah için
söylüyorum ki kılıcınla bütün müşrikleri katletsen; vücudun da baştan aşağı kana
bulanmış olsa kelime-i şahadet getirmedikçe bu yaptıkların Allah indinde hiç
makbul olmaz.


Hamza, duyduklarından irkilmiş olarak ve biraz da
müdafaa kabilinden:


-Müsterih ol. Artık sana ilişemezler.


-Amca! Sen iman etmedikçe ben müsterih olamam. İman
etmen yeğenin için alacağın önceden daha üstündür.


Hamza onun yanına otururken lafı değiştirdi:


-Kureyş arasında bir söz dolaşıyor. Gökten sana bir
kelam inmiş ki hayli çekiciymiş. kimden öğrendin onları?


-Hiç kimseden. Onlar Rabbim'in sözleri...


-Biraz okusan...


Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellem,
Ha-Mim suresinin başından bir kaç ayet okudular...


-Efendimiz sustuklarında Hamza:


-Buradan anlaşılıyor ki, senin Rabbin "La ilahe
illallah" diyenleri affediyor; doğru anlamış mıyım?


-Evet.


-Galiba bunu söyleyenlerin pişmanlıklarını da kabul
ediyor?


-Doğru.


-"La ilahe illallah" demiyenlerse büyük azaplarla
korkutuluyor...


Evet.


-Bir miktar da diğer ayetlerden okur musun?


Peygamberimiz, biraz da Taha Suresi'nden okumaya
başladılar. "Yerde-gökte ve bu ikisi arasında olanlar ve yerin altındakiler,
hepsi O'nundur" ayetine gelince amcası Resulullah'ın okumasını kesti:


-Bizim Mekke'de binbeşyüz putumuz var. Bunların
üçyüzaltmışı Kabe'de, diğerleri etrafta bulunuyor. Onların, tek karış toprağa
bile hükmü geçmez... Sen ne diyorsun: "Yerde ve Gökte olanlar benim Rabbimindir"


-Ta kendisi.


-Bu gece bir düşüneyim yarın gelip iman ederim.
Şimdilik hoşça kal...


Amcasının Müslüman olma vaadi Server-i alemi
sevindirdi. Çünkü onun Müslüman olması müminleri çok kuvvetlendirecekti...


..........


Hamza'nın oradan ayrılmasından hemen sonra, Sevgili
Peygamberimiz'e dört melek geldi. Habibine yapılan kötü muamele Yüce Allah'ı
incitmişti. melekler, selam vererek kendilerini ve ziyaret sebeplerini arz
ettiler.


-Ben, dede birincisi, denizler meleğiyim. Emret bunları
da Nuh ümmeti gibi sulara gömeyim!...


Peygamberimiz:


-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim,
dediler...


İkinci melek söz aldı:


-Ben rüzgar ve fırtına meleğiyim. İzin ver; Ad milleti
gibi Mekke'yi de içindekilerle beraber havaya savurup yele vereyim...


Peygamberimiz aynı sözü tekrarladılar:


-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.


Üçüncüsü:


-Ya Resulallah! Ben Güneş meleğiyim. Sen buyur ben,
güneşi onların tepesine yaklaştırayım; cümlesini kavurup kömür etsin.


-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.


Sonuncu melek:


-Ben Dağların meleğiyim. Şayet sen istersen Ebu Kubeys
dağını yerinden alıp mekke'nin üzerine bırakayım; ne şehir kalsın ne
içindekiler...


Mübarek dudaklarda hep değişmez karşılık:


-La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim. ve
devam buyurdular:


-Ey melekler! Siz benim ricamı kırmazsınız değil mi?


-Elbette ya Resulallah!


-Gelin öyleyse ben dua edeyim siz de "amin" deyin.


Ve mübarek ellerini semaya açarak yalvarmaya
başladılar.


-Ya Rabbi! Üzerimden azabı kaldır. Milletimize
iyilikler ver. Onları doğru yola getir. Milletim Peygamberliğimi bilmiyor. Sen
onlara hidayet ver; azap eyleme.


Melekler hayret içindeler:


-Amin, amin, amin, amin. Allahü teala, sana güzel
karşılıklar versin. Evvelki Nebiler güç durumda kaldığı vakit yardımlarına
koştuğumuzda; onlar beddua eder ve kavimleri helak olurdu. Sense şu kadar
kötülüklerine rağmen bunların iyilik ve kurtuluşları için dua ediyorsun?


Diyerek Hatemül Enbiyadaki üstün ve güzel ahlaka hayret
ve hayranlıklarını gizleyemediler.


-Hak teala hazretleri, beni alemlere rahmet olarak
gönderdi. Ben, azap sebebi değil, ebedi saadet vesilesiyim, buyurdular.


Melekler sevinerekk ayrıldı...


.........


Sevgili Peygamberimizin nnur kaynağı kalbleri o gece
hep amcası Hamza'nın Müslüman olması için dua ile meşgul oldu.


Peygamber duası, kalbden kalbe aksediyordu. Hamza,
Efendimize duyduğu sevgi ve O'nu korumak için gösterdiği gayret yüzünden,
eşikten atlamak üzereydi ve son tereddütlerden de kurtulması için kendisine
rahmet yağmurları gibi dua yağıyordu. Üzerine çisil çisil dökülen bu dualar
sebebi ile Hamza, kalbini dolduran aşk ve iştiyakdan dolayı o gece tam kırk kere
Resul-i Ekrem'in kapısına geldi... geri döndü... gitti geri geldi. med-cezir
halindeki engin bir deniz gibiydi. Resulullah ay O, deniz gibiydi.


...uykusuz geçen bir geceen sonra nahayet son gelişinde
yeğeninin kapısını çaldı. Artık sabah olmuştu. Büyük Peygamber O'nu içeri alıp
münasip şekilde ağırladıktan sonra söze girdiler:


-Hatırlayacağın gibi aramızda bir ahd vaki oldu. İman
edecektin. Vaadine vefa göstermeni bekliyorum...


-Doğru. Ancak biraz daha Kur'an okusan!


Peygamberler peygamberi Rahman suresinin başından bir
mikdar okumuşlardı ki amcası durdurdu.


-Yeter! En ufak şüphe ve tereddüdüm kalmadı. La ilahe
illallah Muhammedün Resulullah!...


Evet, beyaz köpüklü o dalgalı denizin gel-gitleri
bitti; Hamza müslüman oldu ve Hazret-i Hamza oldu. Mü'minlere müjdeler olsun.
Hazret-i Hamza, radıyallahü anh, otuzdokuzuncu müslüman. Bu demektir ki kırka
bir şey kalmadı. Kırkı bulunca da rakamları makara ipliği gibi çözülecek.


Bu büyük insanın islam saflarına iltihakı, küfrün
cesaretini kırdı. O'ndan duyulan korku yüzünden müşrikler şimdi eskisi kadar
saldıramıyor.


Yarınlar, iman ehline tebessüme hazırlanmakta.


 


40...veya meydanlar selama dursun!


BENİ BİLEN BİLİR.


BİLMİYEN BİLSİN Kİ


ÖMER İBNİ'L HATTABIM !


Hazret-i Ömer radıyallahü anh


 


Kureyş, Hazret-i Hamza radıyallahü anh'ın müslüman olma
şokunu henüz atlatmış değil. Ama asıl şok; daha doğrusu büyük darbe geride.
Ummadıkları biri müslüman olmak üzere. Bu beklemedikleri şahsın müslüman olması
ile küfrün dünyası başına yıkılacak.


...........


Ömer, Kureyş'in şöhretli isimlerinden.


İri yarı, heybetli görünüşü, kızıl gür saçlı, sık
sakallı bir insan.


Tehlikeleri hiçe sayan bir tabiatı var. Ticaretle
uğraşıyor...


O'nu Kabe yolunda görüyoruz. Niyeti Peygamberimizi
uyarmak. "Vazgeç bu ettiklerinden diyecek. Dinimize, yolumuza ilişme. Eğer
insanları kendine çekmeye devam edersen bunun hesabını verirsin!" ihtarını
yapacak. Aksi halde şu cemiyet çözülecek, gemi su alacak, asırlık çınar kurumaya
yüz tutacak, töre bozulacak.


Hayır! Ömer, yanılıyor. Kız çocuğunu diri diri toprağa
gömerken nasıl hata ediyorsa öyle yanılıyor. Asırlık çınar yani Kureyş, yani
bütün arap milleti, yani bütün yeryüzü kurumuşken; görünüşteki aldatıcı
canlılığa rağmen ölmüşken; O'nun sallallahü aleyhi ve sellem, getirdiği ebedi
nizamla dirilecek.


Bir dağ gibi yolları doldura doldura yürüyen
Hattaboğlu'nun Kabe'ye vardığı esnada Resul-i Ekrem, oradaydı ve Elhakka
Suresi'ni okuyordu. "Okuması bitsin, dikkatini çekerim" diye niyetlendi ve bir
kenara saklanarak dinlemeye başladı. Fakat dinledirçe kendine birşeyler
oluyordu; Kur'an-ı Kerim'e karşı hayranlık duyguları kabardı. Bunun üzerine
şöyle düşündü; "Evet; galiba doğru, O, Kureyşin söylediği gibi şair"


Niçin şair?


Çünkü, Ömer İbni'l Hattab'ın o anki mantığına göre; "Bu
kadar güzel cümleleri ancak bir şair kurabilir. Şu sözlerde ne kadar güzellik ve
çekicilik var. Bu denli güzel kelimeler yalnızca bir şairin dudaklarından
dökülebilir." O, saklandığı köşede, içinden bu muhakemeyi yaparken Sevgili
Peygamberimiz, surenin kırk ve kırkbirinci ayetlerine gelmişlerdi:


"-Muhakkak ki, O Kur'an, Allah katında çok şerefli bir
Resulün (Cebrail'in) sözüdür. O, bir şair sözü değildir. Siz ne az inanır
kemselersiniz!"


Ömer, hayretler içinde kaldı. "Tamam" dedi kendi
kendine. "Zihnimden geçenleri anladığına göre aynı zamanda bir kahin." Ama bu
yorum da cevabını aldı. Efendimiz, okumaya devam ediyorlar:


-"O, bir kahin kelamı değildir. O Kur'an, Alemlerin
Rabbinden inzal olmuştur. Eğer, Peygamber, indirmediğimiz bazı sözleri bize
karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, biz onu kuvvetle yakalar ve hayatına son
verirdik! Hiç biriniz de onu muhafaza edemezdiniz. Doğrusu Kur'an, Allah'a karşı
gelmekten sakınanlara bir nasihattır. İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette
bilmekteyiz. Kur'an münkirler için bir iç yarasıdır. O, hiç şüphesiz tam
bilginin kesin gerçeğidir. Öyle ise, O büyük, O Yüce Rabbinin ismini an!"


Ömer; o heybetli adam, işittikleriyle alt-üst olmuş ve
kalbinin şuracığı yumuşayıvermişti. O kadar hislendi ki gözlerininyaşlanmasına
mani olamadı. Ama çevere yok mu, çevre? Kötüler!... Kötüler, dört yanı
kuşatmışken Allah'ın izni olmadan onları aşarak zulmet bölgesini geçip ışığa
varmak ne mümkün!... Nitekim Hattaboğlu'da hakikate bu kadar yaklaşmışken;
imanla arasında handiyse bir tül perdelik mesafe kalmışken küfür yine arayı
derinleştirdi, ortalık yine zifiri karanlığa boğuldu....


.........


İslamın zuhurunun altıncı yılı.


Hazret-i Hamza radıyallahü anh, Müslüman olalı üçgün
olmuş, Bütün Mekke çalkalanıyor. Hamza radıyallahü anh'ın islama geçişi şirk
dünyasını kara yaslara boğmuştur. Eğer mani olunmazsa gidişat iyi değil....


İşte Kureyş büyükleri, aralarında toplanmış çareler
arıyor. Her zamanki gibi Ebu Cehil, yine başrolde.Bu mel'un adama göre hedef;
Peygamberi katletmek! Bunun dışında tutulacak her yol hüsrandır.


-O- tanrılarımızı yeriyor. Bizleri tahrik ediyor ve
ecdadımızın cehennemde olduğunu iddia ediyor. Kim Muhammed'i öldürürse kendisine
yüz tane kızıl tüylü deve, çilçil altınlar, gümüşler, elbiselik kumaşlar, bol
miktarda misk vereceğim. O'nu öldürecek kimse abad olacak; servete boğacağım o
bahadırı.


Herkes, birbirinin yüzüne bakıyordu. Ebul Kasım'
öldürmek! O'nu öldürmek fevkalade riskli bir teklifti. O'nun ölümü ile Kureyş,
ikiye bölünecek ve kan davaları memleketi bir veba salgını gibi kasap
kavuracaktı. Herkes, çeşitli düşünceler içindeyken ömer, ayağa kalktı. Tahrik ve
vaadin parlaklığı kalbinde İslam güneşine açılmaya başlayan pencereciği yeniden
kapatmış ve onu tekrar eski haşin haline iade etmişti:


-Bu işin üstesinden ancak Ömer İbni'l Hattab
gelebilir!...


Kalabalık, bir an ateş yalımına tutulmuş gibi irkildi
ama kendini çabuk toparlayarak:


-Doğru diyorsun Hattaboğlu, dediler, bunu ancak sen
başabilirsin. Bizi bu musibetten olsa olsa sen kurtarabilirsin.


Onlar beşuş çehrelerle Ömer'i alkışlarken O, sesini bir
iki perde daha yükselterek konuşmasını sürdürdü:


-Ben bu meseleyi halledeceğim ama; ya sen sözünde
durmazsan Ebu Cehil?


Zalim kurt, eline geçen böyle bulunmaz bir fırsatı
kaçırır mı?


-Sorduğun şeye bak! Haydi Kabe'ye gidelim. Hubel'in
huzurunda and içecek; vaadimi bir kere daha tekrarlayacağım ki şüphelerin
kaybolsun.


...gittiler; Ebu Cehil, dediklerini yaptı. Bunun
üzerine Ömer, kılıcını kuşandı ve "Lat ve Uzza'ya yemin olsun ki bu işi
bitirmeden gelmeyeceğim" dedi.


Öfkelerle bu noktaya varırken Cenab-ı Hak, Ömer İbni'l
Hattab'ı Sıddıklar defterine yazacağına yemin ediyordu.


Yüce Allah, buyurdu ki:


-Sen, sevgilimi öldürmek için kılıç kuşandın; lakin ben
O'nun aşkını senin boynuna geçirdim. İzzet ve celalim hakkı için nice şehirler
senin elinle İslama gelecek ve düşman ülkeleri senin korkunla titreyecekti.


.............


Hattaboğlu, yola koyuldu; Sevgili Peygamberimizi
arıyor.


Kenar yollardan Hacire'de Nuaym bin Abdullah'la
karşılaştı.


Abdullah da yeni dinin mensuplarından. Ömer, bundan
habersiz tabii. Ömer'in böyle pusatlanmış olarak hışımla yürüyüşü O'nu
şüphelendirdi ve bir mümin uyanıklığı ile durumun endişe verici olduğunu
sezmekte gecikmedi:


-Uğurlar olsun ya Ömer. Nedir bu telaş? Mühimce bir
işin olmalı!


-Arap milletinin arasına tefrika sokan, tanrılarımızı
beğenmiyen, bizleri hor gören Muhammed'i öldürmeğe gidiyorum.


Nuaym, haberin korkunçluğundan şöyle bir sendelediyse
de hemen toparlandı:


-Zor birişe kalkışmışsın. Tut ki muvaffak oldun. O
zaman Abdülmuttalib oğulları seni sağ bırakır mı?


Söz Ömer'in hoşuna gitmemişti.


-Yaa demek öyle! Anlaşılıyor ki sen de Muhammedisin.
Bari önce senin kelleni uçurayım, dedi ve sağ eli, öfkeyle kılıcının kabzasını
aradı.


Nuaym:


-Ben babalarımın dinindeyim. Lakin işte sana garip birr
haber:


-Kardeşin Fatıma ile kocası Said de Müslüman. Bundan
hamberin var mı? Önce onları yola getir sonra başkasına karış.


Ömer ummadığı birşeyi iştimişti. Şaşırdı, sarardı ve
çareyi inkarda buldu.


-Hayır! Yalan! Yalan diyorsun. Onlar Müslüman değil.


-Ben yalan söylemiyorum. Uzakta değiller ki git sor.


Mübarek sahabi Peygamberimizi bir tehlikeden
uzaklaştırmak için bu oyalayıcı haberi bir olta olarak kullanmıştı.


..........


Said bin Zeyd'in evi..


Eve yaklaştıkça bir erkeğin okuduğu Kur'an-ı kerim
işitiliyor....


Said ve hanımı ilk mü'minlerden. Yolaçıcı bayrak
insanlar. Habbab bin Eret radıyallahü anh'ı evlerine davet etmiş ondan Kur'an-ı
kerim öğreniyorlar. Evin dışına sızan, Hazret-i Habbab'ın okuması.


......


Ömer, bir kaç saniye hiddetle karşısındakinin yüzüne
baktıktan sonra geri dönüp seri adımlarla uzaklaştı. "Kızkardeşinle enişten de
müslüman" sözü ona her şeyi unutturmuş ve önce bu aile için ihaneti
cezalandırmaya karar vermişti. Said'in evine yaklaşırken o derinden derine
işitilen Kur'an sesi ömer'i buluyordu... "..demek doğru" dedi içinden ve kapıyı
kırrcasına yumruklamaya başladı... Evdekiler kılıç kuşanmış haldeki öfkeli
Ömer'i görmüşlerdi. Şimşek hızı ile Habbab'ı kilere, Kur'an yazılı sayfayı da
gizli bir yere sakladıktan sonra kapıyı açtılar. Mümkün mertebe tabii görünmeğe
ve renk vermemeye çalışıyorlardı.


-Ne okuyordunuz?


Adımını eşikten içeri atan Ömer'in ilk sorduğu bu
olmuştu. İşte müşkül an... ne deseler Ya Rabbi; ne söyleseler? İki ayağı
üzerinde yere çakılmış gibi dimdik duran Ömer, patlamaya hazır bir yanardağ
gibi. Yakıcı nazarlarla cevap bekliyor.


-Hayır dedi eniştesi, sana öyle gelmiş. Ne okuyabiliriz
ki. Sadece konuşuyorduk. Belki sesimiz yüksek çıkmıştır.


Laf, Said'in ağzında yarım kaldı. Ömer, eniştesini
yakasından kavradı kendine çekti ve; sonra da şiddetle yere çaldı. Hanımı Fatıma,
said'i yerden kaldırmaya fırlamıştı ki yüzünden amansız bir tokat patladı.
Tokat, narin islam hanımına balyoz gibi ağır gelmişti... gözlerinde şimşekler
uçuştu, yıldızlar yanıp söndü.


Kan!...


Pembe bir kan, mübarek kadının dudak kenarından sızmaya
başladı... İşte müthiş an. Tokat kime vurulmuştu? Zahirde bir mümineye; ama
aslında zulmet duvarı tokatlanmıştı...


Ne de olsa ciğer...


Kardeşini kanlara bulanmış gören Ömer'in kalbine nur
huzmeleri sızıyor...


İlk pişmanlık kıpırtıları... Baskına gelen, beldi de
eniştesi ile kızkardeşini dayaktan kırıp geçirme niyetiyle içeri giren Ömer,
aniden durgunlaştı...


-Niçin? Niçin ey Ömer? Allah'dan utanmıyor; ayet ve
mucizelerle gönderdiği Peygamberine iman etmiyorsun? Niçin? Evet saklamıyoruz.
Ben ve kocam islamla şereflendik. Başımızı şu belindeki kılıçla kessen bile bizi
bu dinden döndüremezsin, anladın mı?


Fatıma, Ömer'in kritik anını çok güzel yakalamıştı. O
dağ gibi heybetli, O gölgesinden kaçılan adam, hem de bir kadının, hem de küçüğü
olan kız kardeşinin her kelimesi Ömer tokatı kadar acı sözleriyle hurma ağacı
gibi silkeleniyordu.


Bir kenara ilişti. Kabaran pişmanlık duygusu içini
kemiriyordu.


-Şu demin okuduğunuzu görebilir miyim?


Fatıma, Taha suresinin yazılı olduğu sayfayı getirdi...
Ömer, okudukça kendini kaptırıyor; Kur'an-ı Kerim'in güzelliği O'nu içten içe
etkiliyordu...


-"Göklerde, yeryüzünde, bunların arasında, toprağın
altında olan her şey yüce Allah'ındır!" Anlamındaki ayete gelince hayretini
gizliyemedi.


-Fatıma! Bu kadar mahluk hep sizin ilahın mı?


-Elbette. Şüphen mi var?


-Halbuki bizim binbeşyüz tanrımz olduğu halde halde hiç
birinin tek karış yeri yok, diye mırıldandı. Ve ayeti okumaya devam etti:


-"Sen sözü ister açığa vur, işter gizle dur, birdir.
Çünkü O Allah gizliyi de gizlinin daha gizlisini de bilir. Ondan gayri tapacak
ilah yokttur. En güzel isimler O'nundur.


Taha suresinden sonra Hadid Suresi'nden bir miktar
okudu:






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--


Copyright © 2002 - 2008
yildiraysari.com
- Sitede verilmiş bağlantıların içeriklerinden sadece site sahipleri, Yazılan yazılardan ise sadece yazarları sorumludur. Kesinlikle hiç bir şekilde sorumluluk bize ait değildir.