Giriş : Kayıt Ol 

Ocak Başkanımız / Yönetim /  Ocağımızın Resimleri /  Basında Bizim Ocak  / Ocağımıza Ulaşım-Impressum


 Faliyet Resimlerimiz
· Monitor
 Atatürk
 Başbuğ Türkeş
 Lider
 Ülkücülük
 Kızıl Elma
 Dokuz Işık
 Bozkurt
 Abide Şahsiyetler
 Türk Tarihi
 Kan Uykusu
 youtubedeki videolarımız
 Osmanlı Padişahları
 Türk Tarihi
 Ülkücüye Mektuplar

 Islamiyet
 Kuran-ı Kerim
 Sevgili Peygamberim
 Peygamberler
 Kuran öğreniyorum
 Namaz vakitleri
 Namaz Dua ve Sureleri
 Genel Konular
 Fikir Meydanı
 Canlı Yayın
 İl İl Türkiye
 e-Devlet bağlantıları
 Müzik
 Video ve Sunumlar
 Basında Biz
 Ziyaretçi Defteri
 Haber
 Özel Mesajlarınız
 Üye Listesi
 İletişim Formu
 Bizi Tavsiye Edin
 Üyelik Bilgileriniz
 Site Bağlantıları


Bağlantılar
· M.H.P
· Ülkü Ocakları
· Türk Federasyon
· Ülkücü Dünya
· Mekanım sitesi
· Ülkem ilkem Ülküm
· Araz dergisi
· Doğu Türkistan
· Bizim Ocak.net
· Istanbul Ülkü Ocakları
· Yusufiyeliler
· KIBRIS 1974
· Ülkü Birliği
· Hollanda Ülkü Ocagi
· Bozkurtmhp.com
· Cihan Hakimiyeti
· Hilal Haber
· Yalniz Kurt
· Ülküdaşım
· Ülkücü Haber
· Haber Erk
· Radyo Turan
· Alperen Bozkurt
· Bozkurt Sesi
· 2023Istanbul
· Ortadogu Gazetesi
· Yeni Cag gazetesi
· Gök bayrak dergisi
· Gazeteler
· Erdemli Haber
Veda Hutbesi

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

 

11111111
  Başsağlığı
  Duyurular
  Haberler
  Kutlamalar
  Teşkilat
  Basından Seçmeler
Site Mesajcısı
Toplam Üye: 968
Bu günkü üyeler: 0
Aktif Üye: 0
Aktif Ziyaretçi: 43
Nickname
Şifre
Cilt

 

Sevgili Peygamberim

Hazreti Muhammed SallallahuTâalaAleyhivesellem

Ciltlerin Üzerindeki Sayfa Numaralarına Tıklayın

        1-2-3-4-5               1-2-3-4-5-6         1-2-3-4-5-6-7         1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                              

             Cilt-1                    Cilt-2                    Cilt-3                     Cilt-4                    Cilt-5                       

        1-2-3-4-5-6-7             1-2-3                 1-2-3-4-5            1-2-3-4-5-6-7        1-2-3-4-5-6-7

                                                  

             Cilt-6                     Cilt-7                    Cilt-8                     Cilt-9                   Cilt-10       

                                                                             1-2-3-4-5-6-7

                                                                             

                                                                                  Cilt-11







Yeni Sayfa 5




-Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden
abdühü ve resulühü!... zenci adamın dişleri, ayın şavkıyla pahalı inciler gibi
yıdır yıldır yanıyordu...


Gecenin şu saatinde her tehlikeyi göze alarak şuraya
kadar gelmeye fazlası ile değmiş ve bir kişi daha müslüman olmuştu. Ebu Bekr
efendimiz, son derece memnun ve bahtiyar dönüyordu. Bir insanın islamla
şereflenmesine sebep olmak! Amellerin en güzeli; en mutluluk vereni.


........


Zenci köle, artık yürüyen bir nnur gibi. Bütün
hücrelerini Allah ve Resulullah aşkı doldurmuştu.. O da annesine koştu, annesi
de kurtulsun istiyordu. Anneciğinin kafir olarak ölüp ebedi felakete düşmesine
gönlü razı olamazdı. Oğlu gibi köle olan Hamime, Bilal'i Habeşi radıyallahu
anh'ın teklifi ile müslümanlığı kabul etti ve o köle kadıncık Eshab-ı Kiram ve
ilk müslümanlardan olma nimetine kavuştu.


Bilal, çok mert ve dürüst bir köle. Sesi ise
inanılmayacak kadar güzel... Efendisi Umeyye bin Halef, ticaret kervanlarına
O'nu yolluyor. İnsan-Hayvan, kervandakiler yorgun ve mecalsiz düştüğünde
Bilal'in söylediği yanık ve içli nağmelerle herkes kendine geliyor; develer
çatlarcasına koşturuyor; ses o kadar güzel ve tesirli...


Hazreti Ebu Bekr'le dostlukları Şam'a giden böyle bir
kervan arkadaşlığı ile başlıyor ve bu dostluk, Kureyş eşrafından bir çok kimseye
nasip olmayan bir şansla zenci kölenin müslüman oluşu ile kardeşliğe dönüyor.


...Hazreti Ebu Bekr, Ammar bin Yaser, Yaser'in zevcesi
Sümeyye Hatun, Süheyl-i Rumi, Mikdat gibi Bilali Habeşi ve Müslüman olduğunu
gizlemiyor. Küfre açıktan ve cepheden cihad ilan edenlerden. Bunlar,
Resulullah'la birlikte müslümanlığını saklamayan yedi öncü. İlk Mücahidler.


Müslümünlığını işittiği günü kadar, Bilal'in,sahibi
Umeyye bin Halef'in yanında kıymetli bir yeri var. Umeyye'nin, oniki köle ve bir
kaç oğlu olduğu halde mühim işlerini çok sevdiği Bilal'e yaptırıyor. Efendisinin
kervanla başka memleketlere ihraç edilen mallarını bu becerikli Habeşli siyahi
köle götürüyor. Umeyye kendine nazaran makbul bir işi daha havale etmiş O'na;
Bilal, aynı zamanda puthanenin de bekçisi.


İyşte bu sevgi , beklenmedik bir haber üzerine müthiş
bir nefretle yer değiştirdi.


"Bilal müslüman olmuş ve puthanede ne kadar put varsa
hepsini yere sermiş" lakırdısı Umeyye bin Halef'i önce şaşırttı; hakikat
olduğunu anlayınca da evlatlarına bile tercih ettiği kölesine karşı merhametsiz
bir zalim oldu. Hazreti Bilali Habeşi, radıyallahü anh'a, işkencelerin en
korkuncunu yapıyor. Kölesi ya! O'nun için istidiğini yaparmış. Kime ne! Zaten
kölenin maldan farkı var mıymış?


Böyle düşünüyor zalim. Ve bu mantıktan aldığı kevvetle
o mübarek sahabiyi sille-tokat ve sopa ile dövüyor, dövüyor.


-Muhammed'i inkar et; Lat ve Uzza'ya dön; İslamiyyeti
reddet, dedikçe büyük sahabinin cevabı:


-Ehad,ehad / Allah bir, Allah bir!!!


Yeniden tokat, yeniden tekme, yeniden sopa... Bir ağaca
sıkıca bağlanmış mazlum insanın, patlamış dudak kenarlarından kan sızıyor.
Gözleri, yanakları şiş şiş. Göz pınarlarından yaşlar yuvarlanıyor.


Ama Umeyye'nin hıncı dinmiyor. Nasıl olur? Bir köle
kendisi istemediği halde nasıl müslüman olur? Sair müşriklerle birlikte sürüte
sürüte, kızgın sal-taşlara götürüyorlar. Öylesine kızgın ki bu düz taşlara et
konsa biraz sonra pişecek hale gelir.


Yine "dininden dön" teklifi.


Yine red.


Üzerinde ne varsa çıkarmışlar. Sadece bir don kalmış.
Sallara yatırıyorlar. Günün en sıcak saatleri. Taşlar cayır cayır yakıyor. Bu da
doyurmuyor Umeyye'yi,


-Şu koca taşları da üstüne koyun! diyor ve çakmak
çakmak gözlerini işkence altındaki garibin gözlerine dikiyor:


-Muhammed'i yalanla, diyorum sana!


İslamiyyetten dön! Sende hiç mi akıl yok? Nasıl da
inanmıştım sana! Dön diyorum! Bir cahillik ettiğini söyle haydi; yoksa
öleceksin!


Cevap değişmiyor:


-La ilahe illallah! La ilahe illallah Muhammedün
resulullah!


Altta yakıcı taşlar, üstünde kaya parcaları, kavuran
Arabistan güneşi ve dehşetli ızdırap çeken kimsesiz bir insan, bir garip. Umeyye
kafi görmüyor:


-Kum atın üstüne!...


Sıcak kum, kızgın zeytinyağı gibi vücuduna dökülüyor.
Boğazına kadar kumlara gömülü... elleri ayakları bağlı, kıpırdayamıyor; bin
zorlukla ve can çekişir gibi nefes alıyor.


Saatlerce böyle ağır işkence çektikten sonra çıkarıp
yine ateş gibi sallara yüz üstü yatırıyor ve bu defa sırtına ağır taşlar
koyuyorlar:


veya... Umeyye bin Halef, Ebu Cehil ve bir müşrik
sürüsü, yüksek sahabinin ayağına ip takıp çıplak olduğu halde canavar dişi gibi
sivri çalı dikenlerri üzerinde sürüterek bütün vücudunu yırtık ve çizikler
içinde koyuryorlar. Hazret-i Bilal, kanlar içinde kalıp, kendinden geçerken
onlarda en küçük bir vicdan sızısı yok... bilakis alay ediyorlar.


veya... gündüz en yakıcı saatlerde bir direğe
bağlayarak; suzuz ekmeksiz ta geceye kadar bekletiyorlar. Ayaklarına kara sular
iniyor. Gece olurca da gelsin türlü türlü işkenceler.


Bir gün... O'nu yine ateş gibi taşlar üzerine
yatırılmış olarak aynı anzarayı görüyoruz.


Umeyye:


-Muhammed'i inkar et. İlahlarımıza dön. Gel vazgeç şu
sevdadan!


Diyerek sövüp-sayıyor.


Bu islam öncüsü gevrek ve zor işitilir bir sesle aynı
cevabını veriyor:


-Allah birdir, Allah birdir!... Ehad! Ehad!


Sanki onlarla hiçt alakası yok.


Bunun üzerine kafirler, üç-beş kişinin zor kaldırdığı
bir kayayı getirip mazlum sahabinin göğsüne koydular... ancak hırıltı halinde
nefes alabiliyor. Nerede ise son nefesini verecek.


Öldürücü sıcak, göğsü üzerindeki müthiş ağırlık, açlık,
susuzluk, vücudundaki ızdırap veren yaralar.... ve tükenen takat; bayıldı...
saatlerce baygın kaldı... iyice zayıflamış. Avurtları çökmüş. Gözleri çukura
kaçmış. Dudakları kansız ve çatlak içinde. Kısa kıvır kıvır saçları, seyrek
sakalı terden ıpıslak. Bir tek kişi bile "yahu bu da insandır!" demedi ve o
vaziyetten kurtarmadılar. Hazret-i Bilal, radıyallahü anh, gözlerini açtığında
tışın göğsünden düşmüş ve güneşin gri bir bulut kümesinin arkasında kaybolmuş
olduğunu gördü. Gördü ve şükrünü dile getirdi:


-Allah'ım senden gelen heş güzel...


İşte iman, işte müslüman.


Onlar nerede biz nerede? Nerede dayanılmaz zorluklara
sabırla katlanan sahabi ahlakı; nerede bizim irade zayıflığımız... Allah'ım;
bizi onlara benzet...


Bilal'i Habeş'i de mecal diye bir şey kalmamış. Bitmiş
durumda. Fakat işkenceler bitmiyor. Kafir olmaktan daha beter ne var ki? Bir
deve yularını iki kat yaparak mübarek insanın boynuna geçirip, ipi çocukların
eline veriyorlar.


Boynunda ip, Mekke sokaklarında peşinde rbir alay
çocukla sürütülen zenci köle. Onların gözünde köle. Aslında bir sultan...
Görenler merak edip konuşuyor!


-Ne olmuş?


-Müslüman olmuş, efendisi ceza veriyor.


Bir gün yine işkenceler altında; Umeyyeler, Ebu
Cehiller ve daha niceleri kararlı:


-Ya İslamiyetten dönesin veya seni öldüreceğiz!


Göğüs ve karnında ağır ağır taşlar, yakan kum, tepede
kızgın güneş. Ve tavizsiz konuşan İslam düşmanları. Teklif ve tehditler,
hakaretler, alaylar birbirine karışıyor.


-Hadi inkar et, Lat ve Uzza'ya dön, hadi delilik yapma
dinimize karşı gelme!


Cevap, sakin, yumuşak telaşsız:


-Ehad, ehad /Allah bir, Allah bir...


İşte tam o an Allah'ın Resulü görülüyor. Mazlum sahabi,
ölümü beklerken bir müjde; Peygamberimizin sözü, serin sular gibi yüreğine
serpiliyor.


-Allahü tealanın ismini söylemek seni kurtarır!


Efendimiz, oradan ayrılarak evlerine gittiler. Az sonra
Hazret-i Ebu Bekr, geldi. Resulullah, Bilali Habeşi'ye yapılan işkenceleri
anlatarak tarifsiz derecede üzgün olduğunu ifade buyurdular. Yüksek sahabi,
derhal Peygamberimizin tarif etttiği yere koştu... Manzara dayanılır gibi değil.


-Ya Umeyye! Bilal'e bü kötülükleri yapmakla ne
kazanacaksın ki; size bir teklif; O'nu bana satın?


Yüzler, Ebu Bekr, radıyallahü anh'a çevrili ve biraz
şaşkın.


-Sana satmak mı? Niçin satalım. Zaten sen bunları
yoldan çıkarıp, Muhammed'in peşine takıyorsun. Fakat takas yapabiliriz.


Mesela:


-Kölen Amir ile değiştirebiliriz.


-Derhal. Amir'i bütün malı ile sana bağışladım ya
Umeyye! Yeter ki kardeşimi bana ver..


-Al senin olsun!


Ebu bekr efendimiz, hemen dostunun üzerine koştu.
Taşları attı, bağlarını çözdü ve O'na yardım ederek hanei saadetin yoluna
düştüler.


Müşrikler, Ebu Bekr'i kandırdıkları fikrinde oldukları
için zevkden ağızlarının suyu akıyor. Çünkü Amir çok zengin ve o da Bilal gibi
hünerli bir köle... Hem malları ile birlikte onu alıyor hem de bir sıkıntıdan
kurtuluyorlardı... nasipsiz Amir, efendisi Ebu Bekr hazretlerinin müslüman olma
teklifini her defasında geri çevirmişti.


Herkes, serbest iradesi ile layık olduğu yeri buluyor.
Kainatın efendisinin huzuruna vardıklarında Hazret-i Ebu Bekr, hiç vakit
kaybetmeden hemen arzetti:


-Bilal'i Allah rızası için azad ettim.


Peygamberimiz, memnun kalarak dua buyurdular. Onu
sevindirmek karşılıksız kalır mı? Hemen vahiy geldi. Velleyl sueresinin
onyedinci ayet-i kerimesi ile Ebu Bekr radıyallahü anh'ın da cehennemden azad
edildiği haber veriliyordu.


Bilali Habeşi radıyallahü anh, hürriyetine kavuşunca
uğruda akıl almaz işkencelere katlandığı Resulullah'ın yanından ayrılayarak
O'nun müezzini oldu.


Peygamber müezzinliği... ikinci bir kula nasip olmayan
şanlı rütbe. O garip, kimsesiz köleciğe islamiyet hükümdarların kavuşamıyacağı
bir makam vermişti. Ezan okuyor; ne güzel ses Allah'ım! Ferahlandırıcı ve
deruni.


O, ezan okurken gözler, yaşla, kalbler nurla doluyor.


BABA'NIN ZULMÜ


DE Kİ: MAĞRİB VE BAŞRIK ALLAH'IN MÜLKÜDÜR. O,
DİLEDİĞİNİ DOĞRU YOLA İLETİR.


BAKARA: 142


Ey alemlerin Rabbi olan yüce Allahım; babama hasta
yatağından kalkmak nasip eyleme!...


Bir beddua...


Ağza alınması zor, müthiş bir söz.


Bir evladın bababasının canını alması için niyazı.


Bu evlat, hem de eshabdan biri!


Nasıl olur?


Bir sahabi öz babası için nasıl böyle konuşuyor?


............


Halid bin Said, bir rüya görüyor. Korkulu bir düş,..
tasvir edilmez dehşetli ile cehennem.


Ateş, insanı tepeden tırnağa korku içinde bırakıyor.
Korkonç bir yer.


Halid, cehennemin kıyısında ve kaynayan, homurdanan
ateş, gürül gürül... tam bu sırada arkasında babası Ebu Uhahya beliriyor.


Ama bu adam çılgın... oğlunu cehenneme itekliyor. Halid,
düştü düşecek; sallanıyor. Kibirden iki cihan sultanı Sevgili Peygamberimiz,
sallallahü aleyhi ve sellem, zuhur ediyor ve Halid bin Said'i belinden
yakaladığı gibi ateşin ağzından çekip alıyor...


...Bir feryatla tavan inip kalkıyor adeta... Halid,
Cehennemden kurtarıldığı an kopardığı feryatla uykudan sıçramış ve yatağından
doğrulmuş oturuyor...


Hala korkular içinde. Yemin ediyor:


-Vallahi bu rüya aynen doğru!..


Sıkıntıdan boğulacak gibi. Hava almak üzere kendini
sokağa atıyor. Gecenin erken saatleri olduğu için tek tük insanlar geçmekte. Bir
dost çehresi arıyor. şu karşıdan gelen aşina biri galiba.


Gecenin mavi loşluğunda bunun Hazret-i Ebu bekr
olduğunu anlayınca seviniyor... rüyasını anlatabileceği aklı başında bir insanı
görmenin memnuyeti.


Hazret-i Ebu Bekr radıyallahü anh'ın önünde duruyor.
Hoşbeşden sonra rüyadan bahsediyor.


-Sahih bir rüya görmüşsün. Ebu Kasım son peygamberdir.
Koş kendisine tabi ol!


Halid bin said, pür dikkat ve pür heyecan dinliyor:


-Rüyanın tefsirine gelince: Sen Muhammed ül Emin'in
dinine girecek ve dava arkadaşı olacaksın. Yani O, seni rüyadaki gibi cehenneme
düşmekten koruyacak. babansa maalesef cehennmlik olacak.


-Öyle ise ben hemen O'na gidiyorum.


Mübarek Peygamberimiz bu sırada eccyad adlı yerde.Halid,
Peygamber aleyhisselam'ın huzuruna çıktı... Heyecanını saklıyamıyor.


-Ya Ebul Kasım, sen insanları neye çağırıyorsun?


-Ben, insanı, eşi ve benzeri olmayan bir tek Allah'a ve
Muhammed'in de Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna iman etmeye ve duymayan,
görmeyen, fayda ve zarar vermez, kendisine tapanları da, tapmayanrı da bilmeyen
taş parçalarına ibadet etmekten vazgeçmeye davet ediyorum.


Peygamber kelamı, Halid'in kalbini pamuk gibi
yumuşatmış ve önünde yeni ufuklar açmıştı. Bu ne güzel davet böyle. İnsanı
haysiyetine, insanı insanlığını idrake davet, insanı mantıksızlıktan,
küçüklükten, basitlikten kurtulmaya davet.


Mevlam bir kere nasip etmiş ya. Büyük devlete elbette
kavuşacak... işte ikrarda!


-Allah'dan gayri ilah olmadığına şehadet ederim. Ve
yine şehadet ederim ki, sen Allah'ın Peygamberisin...


İslamın altın zincirine beşinci halkanın eklenmesi
efendimizi çok sevindirdi... Hem de iyi yetişmiş ve kültürlü bir insan.


Halid bin Said radıyallahü anh'ın İslamiyetle
şereflenmelerini önce hanımı Ümeyye radıyallahü anla ve sonra kardeşlerinden
Ömer bin Said radıyallahü anh takip etti.


Bunlar da "Sabikun-evvel" tabir edilen ilk müminlerden.


İki kardeş, Mekke'nin gözden saklı bir yerinde
namazdalar... Huşu içinde ibadet ediyorlar. namazı henüz bitirmişlerdi ki diğer
kardeşlerinin yanlarına geldiğini fark ettiler.. Babaları çağırıyordu; Ebu
Uhayha. Azgın bir islam düşmanı olan Ebu Uhayha.


Gittiler... baba, sanki barut fıçısı. Bütün
kızgınlığının hedefi Halid bin Said.


-Doğru mu? Sen Muhammed'in dinine girmişsin, doğru mu?


Gözlerinde nefret şimşekleri çakıyor. Asil sahabi ise
alabildiğine sakin:


-Evet; doğru!






--Hazırlayan: www.nfk.gen.tr--Sevgili_Peygamberim--


Copyright © 2002 - 2008
yildiraysari.com
- Sitede verilmiş bağlantıların içeriklerinden sadece site sahipleri, Yazılan yazılardan ise sadece yazarları sorumludur. Kesinlikle hiç bir şekilde sorumluluk bize ait değildir.